BOLUSPOR’DA UNUTULAN DEVRİMCİ RUH

Nedret Yıldız

20/11/2019
20
KAS
2019

Doğruların arkasına saklanan bazı yanlış şeyler vardır hayatta.
Onları görüp, doğrulara zarar vermeden yok etme ya da düzeltmenin halidir devrimci ruh.
Mesela geçmişten gelen, aileyi oluşturan bireylerin baba gelmeden sofraya oturmama geleneği yanlış değildir. Bunu özgürlük karşıtı görüp zamanla önemsiz kılmak bir devrim değil, yıllarca oluşmuş kültüre ancak ihanet olur. Oysa geçmişten gelen ve değişmesi gereken birçok dayatma da yok değildir.
Bu duygularla yönetici oldum yıllar önce Boluspor kulübüne.
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu gözlemlemeye başlayarak girdim o kozmik odaya; yönetim kuruluna…
Etrafında sandalyeler dizilmiş upuzun siyah bir masanın yanında ilk göze çarpanlar; başındaki büyük koltuğun arkasında kalan camekan vitrin ve duvarda sırayla dizilmiş eski, yeni başkan resimleri… Vitrinin içiyse gelişigüzel konulmuş tozlu, kirli bir sürü kupa, flama, imzalanmış top, resim, ödül, madalya dolu. Hemen yanında benzer ama biraz daha eskilerin içini doldurduğu koliler de dikkatimi çekmiyor değil.
Halbuki ne kadar da anı taşıyordu tüm bu objeler. Burayı ve böyle olmayı hak ediyorlar mı diye düşünüyordum içimden.
Bunca başarı emsalinin, bu kötü şartlarda kozmik odaya hapsi de neyin nesiydi?
Öyle başladı bu macera.
Başta Muharrem Demirel, Cahit Çokşirin hocalarım, çaycı Ali, görevli Aydın, cennet mekan her şey yapar Yusuf, stat sorumlusu İbrahim, efsane tesis yöneticisi, ünlü çift kapılı ayakkabı esnafı Çamyaylalı İbrahim Yaman ve niceleriyle…
O günlerde A takım oyuncuları, orada burada antrenman yaptıktan sonra tesisin arkasında yer alan kulübede, eğri olan döşemeyi neredeyse tırmanarak gittikleri adı soyunma odası olan yerde duş alıp bornozlarını giyiyorlardı. Zannetmeyin ki oradan sıcacık odalarına çıkıyorlardı. Gerçi odalarının da tavanı akıyordu ya neyse… Lapa lapa kar yağarken ayaklarında terlik kazan dairesinin önünde yere yıkılmış kara kömür yığının çevresinden yarım ay çizerek koşa koşa ana binaya ulaşmaya çalışıyorlardı. Çalışıyorlardı da önlerini birileri kesiyordu “ağabey ya! Hani söz vermiştiniz ama?” diyerek. A takım oyuncularının “Tamam, tamam hallederiz” geçiştirme sözlerinin esen kış rüzgarını artırarak yüzlerine çarptığı alt yapı oyuncularıydı onlar, oradan buradan gelen. Hani şu içlerinden bugün Umut Meraş’lar, Emre Kılınç’lar çıktı diye övündüğümüz çocuklar var ya işte onlardan. Harçlık, krampon, anorak istiyorlardı ağabeylerinden. Ne yiyorlar ne içiyorlar, nerede yatıyorlar, hangi okulda eğitim alıyorlardı hepsi muamma…
Dedim ya o günkü yönetim anlayışının içinde şüphesiz doğrular da vardı ama kozmik odada hep konuşulan varsa yoksa A takım, reklam, ekonomik durum, transfer, taraftar ve kısa yoldan elde edilecek başarılardı. Alt yapı, amatörler oturumlarda ne kadar yer tutardı derseniz, sadece toplantının sonunda yaptıkları karşılaşmalarda aldıkları sonuçlarının okunduğu zaman aralığı kadar.
İzleme bitti, acemi yönetici gitti, devrimci ruhla kollar sıvandı.
Muharrem Hocam, Cahit Hocam böyle olmaz mı? Olur be! Olmaz mı? Devam. Kim tutar bizi?
Önce camekan yer değiştirdi, kulübün girişine geldi. Kupalar, toplar, nişaneler ne varsa temizlendi, tamir edildi yerine yerleştirildi. Kulüp binası A’dan Z’ye dizayn edildi, değiştirildi. Yenilenen A takım binasına oyun, toplantı, misafir ağırlama salonları eklendi, odalar yıldızlı otel seviyesine çevrildi. Arkadaki kulübe onarılıp tünelle tesise birleştirildi. Soyunma, duş, çamaşır, malzeme, masaj odaları yenilendi. Aynı çalışmalar alt yapı içinde devam etti. Yeni soyunma odaları ve duşlar, ayrı yemekhane, yatakhane, koridor annesi, ders çalışma, dinlenme, yatak odaları. Daha da önemlisi, her gece bir alt yapı hocasının nöbetçi olma kararı, okullarındaki toplantılara katılım, velileriyle ilişkiler, rehabilitasyon dersleri… Tüm tesisin güvenlik duvarıyla çevrilmesi, tek nizamiyeden giriş, girişe personel. Tüm giriş çıkışlara akreditasyon ve kayıt geldi.
Ve devrimlerin en büyüklerinden biri; “Emin Başkanım, bu çocuklara harçlık bağlasak?” Cevap; “Nedret, Muharrem; bu çocuklar parasız mı yahu? Hemen çalışma yapın aylığa bağlayın” Helal olsun, alkış. Belki de kulüp tarihinde yaşlarına göre tüm alt yapı öğrencilerine maaş bağlandı, bizim Milli Emre’de aldı. Alt yapı öğrencileri A takım oyuncularından bir şeyler istemelerinden kurtarıldı. Paradan çok o travmanın etkisinden uzaklaştılar. Kaptan Burak Akdiş “Olmaz be Muharrem Hocam” dedi, “böyle olmaz, bizde katkı sağlamalıyız. Primlerden havuz oluşturalım, siz adilce hem çocuklara hem de personele dağıtın” Yaratılan sinerji dalga dalga sarıyordu kulüpte her yeri. Hiç unutmam ikinci kaptan Erdem Özgenç yenilenen kulübe ilk girdiğinde “Ağabey burası nere ya! Ben yanlışlıkla Florya tesislerine mi geldim?” demişti. 
Daha önce Av. Tuncay Alnıak’ın katkılarıyla yazılan ve iki dile çevrilen Kulüp prosesini de unutmamak lazım. Federasyona yollandı, hayran kaldılar, tüm kulüplerle paylaştılar, teşekkürlerini ilettiler.
Ya Stadyum!
Depremden harap olmuş. O vakit sadece tel örgüsüz tek stat Denizli. Yenilenirken talimat veriyorum Selçuk Yamaner’e “kes ağabeysinin tüm direkleri, tel örgüleri” Arkamda yine Muharrem ve Cahit Hocam. “Ağabey olur mu ya kavga olur, gürültü olur, stat kapanır, kulüp zarar görür. Ya emniyet, Valilik?” 
“Sen kes ağabeysinin bir şeycik olmaz. Yedek kulübelerini de gömdük mü yere en az altı basamak bizimdir” Yaptık mı? Yaptık. Defans gördük mü? Gördük. Ama tel örgüsüz ikinci stat biz olduk. Ne kavga oldu ne gürültü. Tel örgüsüzlük tüm Türkiye’de çığ gibi büyüdü. Halkla iç içe protokol, yeni basın tribünü, yayın ve akredite odaları o günlerde ses getirdi.
İlk defa o sene firma kataloglarından değil elimizle çizip yaptırdığımız formalarla çıktık sahalara.
Tüm bu unutulan değişimlerde emeği geçenlere selam, ahirete göçenlere rahmet olsun.
Ekilen her doğru yarınlarda filiz, sonra ağaç olur.
Sonra…
Sonrasını dün akşam Merkev TV’de müthiş bir program yapan ve bu yazıyı kaleme almamda bana ilham veren Vedat Özkan ve Muharrem Demirel hocam başka bir programlarında anlatsınlar.
Kalın sağlıcakla…

Yazarın diğer yazıları