BOLUSPOR'UN YENİ BAŞKANINI TANIYALIM

08/08/2020
08
AĞU
2020

Boluspor'da ikinci kez göreve gelen başkan Abdullah Abat Bolu'da tüm kesimlerin desteği ile ateşten gömleği giydi.

Yıllarca Boluspor'da yöneticilik yapan bu kesintisiz 9 yılın ardından 2012-2013 sezonunda boşta kalan Boluspor başkanlığına kimse sahip çıkmayınca o dönemde de bu ateşten gömleği giyen Abat, genç ve dinamik bir ekibi ile 2020-2022 yılları arasında bu göreve bir kez daha "Evet" dedi. 

Bolu'dan biri olan, aslında bizim mahalleden bizim köyden biri olan Abat'ın işte hayat hikayesi; 

Kaynak: Boludabolu.com 

Abdullah Abat (Eczacı - EGE Medikal Ortopedi Ticaret Şirketinde İşveren - Ege Eczanesi’nde işveren - Abat14  Yapı İnşaat Şirketi Sahibi - Bolu Takip Gazetesi Ortaklarından)

 

Doğum: 20.08.1976 Bolu / Alpagut Köyü

Okul: Alpagut Köyü İlkokulu, 50. Yıl Ortaokulu, Bolu Atatürk Lisesi, Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Meslek: Eczacı

Bulunduğu görevler: MÜSİAD Başkanlığı , Sağlık-Der Bolu Şube Başkanlığı (2004’de başladı devam ediyor), Kızılay Üyeliği, Türk Eczacıları Birliği Üyeliği, Bolu Gazeteciler Cemiyeti Üyeliği, Boluspor Kulüp Başkanlığı (2012-2013), Boluspor Üyeliği, AK Parti Üyeliği

 “HİÇBİR ŞEYDEN PİŞMAN OLMADIM”

Aslında mimar ya da mühendis olmak istiyordu ama dershane öğretmeninin yönlendirmesiyle Eczacılık Fakültesini kazandı, eczacı oldu. Bu tercihinden de hiç pişman olmadı. Hayatı hep dolu dolu geçti.

Refah Partisi döneminde başladığı siyasi hayatı, Has Parti Kurucu üyeliği ve AK Parti’den İl Genel Meclis adaylığına kadar sürdü. Şimdi siyasi arenada çok fazla yer almasa da sivil toplum kuruluşlarında görev alarak Bolu için çalışmaya ve fikir üretmeye devam ediyor.

Bir dönem Boluspor Başkanlığı da yapan, 9 senedir kesintisiz yönetim kurullarında yer alan başarılı işadamı Abdullah Abat’ın en çok korktuğu şeyse kul hakkı yemek ve vebal almak. Belki de başarılı olmasının en büyük sırrı bu.

“Öldükten sonra cenazeme gelenlerin camilere sığmaması en büyük hayalim” diyen evli ve iki çocuk babası Abdullah Abat’ın hikayesi…

20 Ağustos 1976 yılında Emine ve Mustafa Abat çiftinin çocukları olarak Bolu’da Dünyaya gelen Abdullah Abat, ilk, orta ve liseyi Bolu’da okuduktan sonra İzmir Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden 1997 yılında mezun oldu. Sonra Bolu’ya dönen Abat, o zamanki adıyla SSK Bolu Hastanesi’nde eczacı olarak çalışmaya başladı. Birçok sivil toplum kuruluşu üyeliğinin yanında halen MÜSİAD (Müstakil Sanayici İşadamları Derneği) Başkanlığını yürüten Abdullah Abat, eczacı olma serüvenini, okul hayatını, iş yaşamını, kısacası hayatını şöyle özetliyor:

“İYİ Kİ BU TERCİHİ YAPMIŞIM”

Mimar ya da mühendis olmak istiyordum. O zaman Onur Dershanesi yeni açılmıştı. Zafer Bekler diye bir fizik öğretmenimiz vardı. ‘Sen eczacı olacaksın’ dedi. Öyle başladı serüven. Lisede başarılı bir öğrenciydim. Zafer Hoca terlik satarsın, oyuncak satarsın dalga geçerler ama eczacılık revaçta bir meslek dedi ve bütün tercihlerime yazdırdı. Çok idealist olup 1993 senesinde babamın alışveriş yaptığı eczaneyle falan görüştüm. Onlarda sektörü anlattılar bana. Ama iyi ki hocam bu tercihi yaptırmış diyorum. Çok varlıklı bir ailenin çocuğu olmadım. Biz kredilerle burslarla okuduk. Annemden ve babamdan Allah razı olsun, annem kolundaki bileziği bozdurup beni okula gönderdi. 

ÖNCE STAJ SONRA SSK HASTANESİ

Üniversite bittikten sonra Bolu’ya döndüm. Sonra çok ilginçtir ben rahmetli Kenan Abinin (Hayat Eczanesi) yanında staj yapmıştım. Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu dönemlerde burada İsmail Türk DSP İl Başkanıydı. Bana, ‘git İsmail abinin yanına SSK’ya seni aldırsın’ dedi. Bir tane bloknota kırmızı kalemle yakınımdır diye yazdı, ‘Ankara’ya git SSK Genel Müdürüne ver’ dediler. Gittim oraya, kağıdı aldılar 20-25 dakika sürdü, bana bir yazı verdiler ve ‘git yarın SSK Hastanesinde başla’ dediler.  O yazı göreve başlama yazımmış. O zaman Başhekim Murat Yapıcı idi. Kağıdı verdim, yarım saat sonra hastanenin eczanesine işe başladım. 1,5 sene falan sürdü. 6 ay Mengen dispanserini bekar olduğum için bana uygun gördüler. Mengen’e gittim. Hiç unutmuyorum; yoğun bir kar yağışı var. Minibüsler falan yolda kaldı. Öyle olunca biz Mengen’e ulaşamadık. 2 saat sonra Murat Yapıcı aradı beni telefonla. Biraz bağırdı, çağırdı. ‘Böyle şey mi olur? Karda yağsa, kışta olsa gideceksin. Görev aşkı budur’ falan dedi. Bende ‘ben gidemiyorum, gelin siz gidin o zaman’ dedim. Sonra karşı yola geçtim, o yol açıktı, dönen minibüslere bindim ve Bolu’ya geldim. Dilekçeyi yazdım Murat Yapıcı’nın önüne koydum. Önce istifamı kabul etmek istemese de sonra kabul etti ve ben askere gittim. Aydın Jandarma Bölge Komutanlığında 16 ay Asteğmen olarak görev yaptım. Eczacı olarak gideceğim diye biliyordum ama revir yokmuş orada bölük komutan vekili yaptılar beni. Askerliği bilmeden bölük komutanı oldum. Orada para da biriktirdim.

“DÜKKANI AÇTIK, DEPREM OLDU”

Döndükten sonra tuttuğumuz dükkanın 6 aylık kirasını da orada biriktirdiğim parayla verdim. 1999 yılında dükkanı açtık iki ay sonra deprem oldu. O biraz bizi yordu tabi. Tam para kazanacağız, çeklerimizi ödeyeceğiz derken deprem bizi etkiledi ama yine de yılmadık. Eczane hasar görmemişti. Akşamları nöbetçi eczane gibi hizmet verdik. 

ECZACI EŞ VE İKİ ÇOCUK

Eşimde eczacı. Eşimle 1995 senesinde Hayat Eczanesindeki stajım sırasında tanıştım, oda oradaydı. İyi aile kızı, hanım hanımcık, acaba olur mu? diye düşünürken oldu. Eczane açar açmaz da evlendik, 2000 yılının Ağustos ayında. İki de çocuğum var. Kızım Zülal 2002 yılında doğdu, oğlum Eymen’de 2010 yılında Dünyaya geldi. 

SADECE ECZACI DEĞİL

2007’li senelerde inşaat sektörüne de girdik. Çok büyük projeler olmamakla birlikte bitirdikçe yeni projelere imza attık. 2010 senesinde de basınla tanışmamız oldu. Bolu Ekspres Gazetesini satın aldık. 2016’ya kadar gazete devam etti, sonrasında Bolu Takip Gazetesi ile bir birliktelik oldu, basındaki diğer gazetelerin de birleşmesinden sonra.

VE SİYASET

1993 senesinde üniversitedeyken, İzmir Nur cemaati dedikleri yapının yoğun olduğu bir yerdi. O baskılarla ve 28 Şubatın getirdiği sıkıntılarla biz Milli Gençlik Vakfı olarak çok badireler atlattık. O zamanlar Filistin bayrağını saat kulesine asmaya kalktık, bizi polisler kovaladı. Sonra Alsancak’ta bir bara saklanmak için girdik, ‘bunlar buraya girmemiştir’ diye gelmedi polisler. Milli görüşün gençlik vakıflarında çok faaliyetimiz oldu. Bolu’ya geldikten sonra 2002 yılında AK Partiyle alakalı Saadet Partisiyle ayrılma sürecinde bizimle beraber hareket etmemiz için geldiler parti kurucularından ve meslektaşım. Tabi o zaman esnaf olduğumuz için ve Erbakan hocamızın söylemlerini dikkate alarak çok girmek istemedik. 2003’de kıramadığımız için biz bu işe dava olarak baktık ve İl Genel Meclisi adayı oldum, Saadet Partisi’nden 2007’de de milletvekili adayı oldum. Sonra bir takım şeyler düşündüğünüz gibi olmaya başlayınca biraz daha farklı oluyor. O zaman Numan Kurtulmuş’un Başkanlığında Has Parti kuruldu. Biz kurucu başkanlarıydık partinin. Ondan sonra parti genel kararıyla birleşmeden sonra Boluspor başkanlığını da bıraktıktan sonra ben Ak Partiye üye oldum. Sonra AK Partiden İl Genel Meclis aday adayı oldum ama seçilemedim tabi ki. Çünkü Has Parti’nin Ak Partiye katılma süreci, birleşme süreci çok yeni bir süreçti.9 YILDIR ARALIKSIZ BOLUSPOR SERÜVENİ

2004 senesinde Boluspor alt ligden amatöre düşecekken yukarı çıkma trendinde Necip Çarıkçı bu işi bildiğinden her sektörden birini bulmaya çalışıyordu. İsmail Hakkı Öztürk ve Erkan Özdemir bir gün yanıma geldiler ‘seni yönetim kuruluna alalım’ diye. Ben girmek istemediğimi ama destek olmak adına gereken neyse yapacağımı söyledim. Daha sonra Necip Çarıkçı geldi ve üye oluşum o şekilde başladı. Kesintisiz bir şekilde 9 sene hiç ara vermeden yönetim kurulunda yer aldım. İlk yıllardaki yönetim kurulları çok daha heyecanlı ve çok daha samimiydi. Aynı şeyler her sene tekrarlanmaya başlayınca insan biraz soğuyor. Boluspor’un reklam kaynağı her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Bir şekilde ayaklarınız geri geri gitmeye başlıyor. 2007 yılında bir final oynadığımızda bir kez daha kenetlendik. 2012 yılına kadar geldik ve olağanüstü genel kurula gitmeden her şey dağılmıştı artık, yönetim anlamında da şehir anlamında da. Eğer o zaman Necip Bey devam etmiş olsaydı ben kesin kararlıydım bu işe tekrar girmeyecektim. Çünkü o heyecan ve birliktelik artık yavaş yavaş geriye gitmeye başlamıştı. Ben aslında daha önce Emin Semercioğlu döneminde aday olacaktım ama bir takım kriterler koydular önümüze. Onun için aday olmayacağımı söyledim. Sonra içim el vermedi. Emin Semercioğlu’nu yalnız bırakmamak için yönetimine de girdim, başkan vekili olarak. Sonra sıkıntılı süreçti ve Semercioğlu bırakmak zorunda kaldı.

 

“ARKADAŞLARIMLA BİRLİKTE ÇOK ŞEY BAŞARDIK”

Necip Çarıkçı başkan oldu ve ‘bu kez olacak’ dedi, beni yönetime aldı. Konya maçından sonra Necip Çarıkçı istifa etti. O maçtan sonra Boluspor bir kaosa girdi. Olağanüstü kongre kararı aldık. O süreçte de işte ben beraber çalıştığımız güvendiğim arkadaşlarla bir yönetim kurulu oluşturduk. Aslında birbirine karşı anlayışlı ve beraber olarak bir şeyleri başardık. Birliktelik çok güzeldi. Kronik sorun haline gelmiş spor kulüplerinin tesisleri, tesislerimiz çok kötüydü. O zaman Özel İdaresi’nin, İl Genel Meclisi’nin, Bolu Belediyesi’nin çok desteği oldu. Yeni tesislere bizim dönemimizde geçildi. Oranın tefrişatını yapıp geçmek bize nasip oldu. Orada gördüğünüz bütün malzemeleri ben kendim seçmişimdir. Dekoru, mutfağından başkan odalarına, futbolcu yataklarına kadar. O dönem Bolu stadında ışıklandırma problemi vardı. İlk resmi maç bizim dönemimizde 1461 Trabzon maçı ile kışın oynandı. O zaman federasyon başkanına rica etmiştim ‘Bolu gece maçı istiyor, soğukta olsa herkes maça gelir’ diye.  O günde biz galibiyetle başlamıştık. İyi gidiyorduk ama burada Bucaspor maçını kaybedince play off şansını yitirdik. Daha sonra siyasi bir takım şeylerin hedefi olmaktan çıkamadığımız için benim orada kalmam Boluspor’a zarar getireceğinden, olağan kongrede aday olmama kararı aldım. Bunun için hiç pişman olmadım. Yaptığımın çok doğru olduğunu düşünüyorum. 


“HİÇBİR ŞEYDEN PİŞMAN OLMADIM”

Hayatta yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım. Çünkü yapan bendim, sonuçlarına katlanacak olanda yine benim. Buna hazırlıklıyım her türlü. Ben hiçbir zaman kaçak savaşmadım ama hep saygılı oldum, hep hak yememeye ve vebal almamaya özen gösterdim. Onun için hesap veremeyeceğim hiçbir şey yapmadım, ne bir kuruma, ne bir şahsa. Bu konuda da içim çok rahattır.

HAYATTA EN KORKTUĞU ŞEY…

Hayatta en korktuğum şey, çok küçük gibi görünen bir şeyin ileride hesabını verememekten çok korkuyorum. Yani, 3.95 TL’ye satılan bir şey için 4 TL alarak o kalan 5 kuruşun hesabını verememekten korkarım. Onun için 3.95’e değil de 3.75’e veririm. Dünyevi şeylerin hiçbirinden korkacak değilim. Biz kadere iman etmiş insanlarız. Allah’ın dediği olur. Kul gereğini yapacak, taktir Allah’tandır. Herkes kendi hayatını yaşar ve insan hak etmediği hiçbir şeyi yaşamaz. Kul hakkı yemekten ve vebal almaktan çok korkuyorum.

TUTKUSU…

Motosiklet hobim var. Büyük motosiklet kullanmak istemiyorum. Çünkü motor boşta durunca sürekli binme isteği oluyor, engel olamıyorsunuz. Artık sorumlu olduğunuz bir aileniz var. Onun için ufak motorla işimizi hallediyoruz. Kışları kayak yapmayı çok severim. Balık tutmayı seviyorum.

EN BÜYÜK HAYALİ…

Öldükten sonra cenazeme gelenlerin camilere sığmaması en büyük hayalim. Safların binlerce kişi olması ve ‘nasıl bilirdin?’ denilince bağırarak, hissederek ‘iyi bilirdik’ demeleri ve haklarını helal etmeleri. Dünyevi hayalim yok. Elde etmek istediğim birçok şeyi elde ettim diye düşünüyorum ve şükrediyorum.

İşkoliğim ama aileme çok düşkünüm. Sosyal işlerden uzak durayım desem de bir şekilde bir şeyler beni buna itiyor. Ailemi ihmal edemem çünkü benim en kıymetli varlıklarım onlar. 

  

Yorum yazın
İmlası çok bozuk, büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Çok kısa ve konuyu zenginleştirmeyen yorumlar YAYIMLANMAYACAKTIR.
Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.